Marka hikâyesi
Vakko: Bir vitrinden başlayan Türk lüksü
Bir şapka dükkânından ipek eşarba, oradan bir moda kurumuna. Vakko’nun hikâyesi aslında bir vitrin anlayışının hikâyesi.

Vakko’nun kökeni, Vitali Hakko’nun İstanbul’da açtığı küçük bir şapka dükkânına dayanır. Marka adını, kurucusunun adının ve soyadının baş harflerini birleştirerek 1960’ların başında alır. O günden bugüne değişmeyen tek şey, ürünün kendisinden önce sunumuna yatırım yapma alışkanlığı olmuştur.
Vakko’yu Türkiye’de ayrı bir yere koyan, ipek üzerine kurduğu dil. Eşarp ve fular, markanın imzası hâline geldi; desen arşivi yıllar içinde bir moda evinin koleksiyonuna dönüştü. Bir eşarbın kutusundan çıkışındaki tören havası, markanın perakende anlayışının özeti sayılabilir.
Bir diğer miras, vitrin. Vakko vitrinleri uzun yıllar boyunca sadece ürün göstermedi; sahne kurdu. Sanatçılarla çalışmak, sergi açmak, kültür işine bütçe ayırmak markanın kimliğinin parçası oldu. Bugün bir Vakko parçasını elinize aldığınızda hissettiğiniz ağırlık, biraz da bu birikimden geliyor.
Outlet rafında Vakko demek, çoğunlukla dikiş ve kumaş demek. Bir ceketin omuz oturuşu, bir elbisenin astarının kalitesi, bir eşarbın kenar dikişi geçen sezondan kalmakla değişmiyor. Sarıetiket’te Vakko parçaları az sayıda ve hızlı tükeniyor; koleksiyon geçişlerinde geliyorlar.
Ne aramalı? Sade renkte bir ipek eşarp ve klasik kesim bir ceket, gardırobun on yıl boyunca taşıyabileceği iki parçadır. Moda takip etmeyen, sezondan bağımsız tasarımları seçmek, outletin en akıllıca kullanımı.


